Her Sorunun Cevabı İnsanın İçinde Değildir
3 min read
Montaigne’nin Denemeler‘ini okurken en çok düşündüğüm şey, insanın kendisine bu kadar uzun süre bakmasının gerçekten onu daha iyi tanıyıp tanımadığı oldu. Evet, insan kendini tanımalıdır. Fakat bana göre insan, yalnızca kendi içine dönerek tamamlanamaz. Çünkü insanın aynası sadece vicdanı değil; yaşadığı toplum, kurduğu ilişkiler ve karşılaştığı hayatın ta kendisidir.
Montaigne, kendisini anlatarak insanı anlattığını düşünür. Ben ise bunun her zaman mümkün olmadığını düşünüyorum. Bir insanın deneyimi, ne kadar samimi olursa olsun, bütün insanlığı temsil edemez. Hepimiz farklı coğrafyalarda büyüyor, farklı acılarla olgunlaşıyor, farklı gerçekliklerin içinde yaşamayı öğreniyoruz. Bu yüzden tek bir insanın iç dünyasını merkeze koyarak evrensel sonuçlara ulaşmaya çalışmak bana eksik geliyor.
Deneme türünün en sevdiğim yanı özgürlüğüdür; fakat bu özgürlük bazen yazarı kendi düşüncelerinin sınırlarına hapsedebilir. Montaigne’nin satırlarında sık sık kendisiyle karşılaşıyorum ama dünyanın geri kalanını daha az görüyorum. Oysa ben edebiyatın yalnızca insanın iç sesini değil, dışarıdaki gürültüyü de anlatması gerektiğine inanıyorum. Açlığı, savaşı, adaletsizliği, yalnızlığı ve toplumsal değişimi görmezden gelen bir iç yolculuk bana biraz yarım geliyor.
Belki de çağımızın en büyük yanılgısı, her sorunun cevabını insanın içinde aramasıdır. Oysa bazen cevap dışarıdadır. Bir çocuğun gözlerinde, yaşlı bir adamın sessizliğinde, kalabalık bir caddenin telaşında ya da hiç tanımadığımız bir insanın hikâyesinde… Kendimizi anlamanın yolu yalnızca kendimize bakmaktan değil, başkalarının hayatına dokunabilmekten de geçer.
Montaigne’nin düşünceleri yüzyıllardır okunuyor ve bunun haklı sebepleri var. Samimiyeti, dürüstlüğü ve cesareti tartışılmaz. Fakat ben onu okurken zaman zaman insanın kendi çevresinde dönen bir gezegene dönüştüğünü hissediyorum. Sürekli kendini gözlemleyen bir zihin, bir süre sonra dış dünyanın gerçekliğini ikinci plana itebiliyor. Ben ise insanın yalnızca düşündüğü kadar değil, yaşadığı kadar var olduğuna inanıyorum.
Kendimi anlamak elbette önemlidir. Ama yalnızca kendimi anlamaya çalışırsam, başkalarını anlamayı ihmal edebilirim. O zaman bilgi, bilgelikten uzaklaşır. Çünkü bilgelik sadece kendini tanımak değil; başkasının acısını hissedebilmek, kendi doğrularından şüphe edebilmek ve hayatın tek bir bakış açısından ibaret olmadığını kabul edebilmektir.
Belki bu yüzden Montaigne ile aynı yolda yürümüyorum. Onun yolu daha çok insanın içine açılıyor; benim aradığım yol ise hem içeriye hem dışarıya uzanıyor. Kendime döndüğüm kadar dünyaya da bakmak istiyorum. Çünkü bana göre insan, yalnızca kendi düşüncelerinin toplamı değildir. İnsan; karşılaşmaların, kayıpların, dostlukların, toplumun ve zamanın şekillendirdiği yaşayan bir hikâyedir.
Bu yüzden Denemeler benim için değerli bir eser olsa da nihai bir rehber değil. Bazen insanın kendi sesini kısması, dünyanın sesini duyabilmesi için gereklidir. Ve belki de gerçek farkındalık, yalnızca “Ben kimim?” sorusunu sormakta değil; “Başkalarının hayatında nasıl bir iz bırakıyorum?” sorusuna da cesaretle cevap arayabilmektedir.
Yazan: Mikail İncir
